Fobiler ve Stres

Fobiler ve Stres

Fobiler ve korkular sık sık karıştırılır. Köpekten korkuyorum da diyebiliriz kopek fobim var diye de ifade edebiliriz. Eğer azgın bir köpeğin geldiğini gördüğünüzde kaçarak tepki verirseniz bu korkuya girer. Zaten bu durumda korkmamanız patolojik olabilir. Ama köpeğin varlığını düşünmek, görmek bile tepki vermenize yetiyorsa bu durumda fobiden söz edebiliriz. Yani aslında ortada gerçek bir tehdit yoktur ve biz onu tehdit olarak algılıyoruzdur. Karıştırılma sebebi aslında çok ilintili olmalarından kaynaklanır. Fobilerde hissedilen duygusal ve fiziksel tepkiler korkularda hissedilenden çok daha şiddetlidir ve kontrol edilemez. Korku oluşması için korku kaynağını yaşamak gerekirken, fobilerde bunu düşünmek bile yeterli olabilir. Tehdit kaynağı olarak aldığımız objeden, ortamdan hızla kaçmak, kurtulmak için yoğun olarak fiziksel ve duygusal tepkiler veririz.

Durumun farkındalığı ile anksiyete, depresyon içinde olan hastalarla çalışıldıkça, fobilerin insan hayatına neler yapabileceğini daha iyi anlayabiliriz. Evinden çıkamayanlar, okulunu bırakanlar, sosyal ortamlardan kaçanlar, yalnız kalamayanlar, onlarca katlı gökdelenlerde çalışıp hergün yürüyerek inen çıkanlar daha pek çok olumsuz örnek sayılabilir. Uçak fobileri, hayvan fobileri, sosyal fobiler, klostrofobiler, yükseklik fobileri gibi hepimizin bildiği fobiler olduğu gibi kişiye özel fobilerde gelişebiliyor. Örneğin oyuncak bebek fobisi olan hastanın işyerinin yuva olduğunu düşünün, ne derece zorlandığını tahmin bile edemezsiniz.

Fobiler paylaşılabilir. Aynı aile bireylerinden birinin yaşadığı fobinin bir diğerini de etkilediğine çok rastlanır. Bu yüzden çalışırken bunu sorgulamak gerekir. Kişinin düşünsel ve duygusal stresi paylaşması, bir de olumsuz bir tecrübe yaşandıysa dört dörtlük bir fobi gelişmesi için zemin hazırlar.

Anı yaşarken ölecek kadar heyecan hissedilir, nefesi kesilir, kalbi çarpar.

Soluğunun kesildiğini hisseder, aklından geçenleri yakalamak mümkün değildir. O ana ait tüm hissedilen tarifsiz bir duygudur. Oysa duyguyu analiz ettiğimizde altındaki düşünceye veya yaşanmış stres kaynağına ulaşmamız mümkündür. Sadece korkuyorum diye başlayan duygu, aslında korkunun kaynağına kolayca götürür bizi.

Fobiler en rahat çalışabilinen hastalıklardır, çünkü stres kaynağına ulaşmak çok daha kolaydır. Kişi fobi kaynağını düşündüğü anda bedende var olan stres tepkimelerini işitsel, dokunsal, görsel uyaranlar göndererek mevcut stres blokajlarını çözebiliriz. Bu yüzden başarı oranı çok yüksektir. Stresi çözümleyerek kişiyi yeniden hayat kalitesine kavuşturabiliriz.

ÇALIŞTIĞIM PEK ÇOK HASTADA ALDIĞIM OLUMLU SONUÇLARLA RAHATLIKLA SÖYLEYEBİLİRİM FOBİLERLERDEN KURTULABİLİRSİNİZ. YENİDEN HAYATIN İÇİNDE OLABİLİRSİNİZ.

Bu çalışmalarla ilgili gerçek hasta hikayelerini sizlerle paylaşarak örnek olmasını diliyorum.

 

UÇAK FOBİSİ

Fobilerle çalışmaya başlayana kadar uçak fobilerinin bu kadar yaygın olduğunun farkında değildim. Benim de yıllar önce yaşanmış bir kötü yolculuk deneyimim olmuş, bir yıl kadar tedirgin yolculuk yapmıştım. Sık seyahat etmem ve olumsuza odaklanmaktan pek hoşlanmamam korkularımı rahatlatmıştı. O kısa dönemde bile bu duygunun nasıl sıkıntı yaratabileceğini hissetmiştim.

Uçuş fobilerinde olan duygular havada olmak, boşlukta olmak, güvende olmamak, istediğinde inememek, ayağı yerde olmamak, kontrolün başkasında olması, kurtulma şansı olmaması, düşme anı duygusu, o panik hissini yaşamak, uçağın parçalanması, paramparça olmak gibi genel duygular ve düşüncelerdir. Buna ilave nefessiz kalacağım, nefes alamayacağım, kalp krizi geçireceğim, sıkışacağım, öleceğim gibi duygularda paylaşırlar. Bu duygular uçuşun tamamına ait olabildiği gibi kalkış, iniş, türbülans, düşme anı, kapıların kapanması gibi spesifikte olabilir. Pek çoğu çalışma ortamında boşaltılabilir. Çok az bir kısmı kişinin duygudan kaçması o duyguyu yaşamak istememesi sebebiyle uçuş anında boşaltmayı gerektirebilir.

 

KALBİM DAYANMAYACAK

Hastam 50’li yaşlarında yeni emekli olmuş bir hanımefendiydi. Eşinin kendisi için sürpriz hazırladığını ilk defa yurtdışına çıkacaklarını söylüyordu. Çok heyecanlıydı. Tüm ömürleri koşuşturma içinde geçmişti anca rahat edeceklerdi. Hayattan keyif alacakları zamanlar gelmişti ama çok korkuyordu. Daha önce de uçağa binmek istemiş ama başaramamıştı. Uçağa bineceği zaman korkunç bir korku kaplıyordu her yerini. Kalbi çarpıyor, boğazı sıkılıyor, ter boşanıyordu. Bazen bayılacak gibi oluyordu. Havaalanından nasıl kaçacağını bilemiyordu. Birkaç seferden sonra vazgeçmişti denemekten zaten düşüncesi bile kötü yapıyordu. Bir arkadaşı bana yönlendirmişti onu, gerçi iyi olacağını zannetmiyordu ama… Evet, böyle başlamıştı sohbetimiz.

Kendisine ne zamandır böyle hissettiğini sorduğumda hatırlamadığını söyledi. Binmesi gerekmediği için yıllarca farkında bile değildi korkusunun, ta ki 10 yıl önce yurtdışındaki oğlunun yanına gitmek isteyinceye kadar. Birden bir panik olmuş fenalaşmıştı. Onu neyin korkuttuğunu sorduğumda, çok garip neyin korkuttuğunu bilmiyorum sadece uçağa binersem sanki öleceğim gibi geliyor dedi. O kadar yoğun hissediyorum ki bunu bir şey olacak ben çok korkacağım ve öleceğim diyordu. Uçakta yaşanabilecek kazalara ait bir korkusu yoktu. Havada olmak ve korkacak olmak yetiyor ben korkacağım ve sanki bu korku beni öldürecek diyordu. Sanki kalbi dayanmayacaktı bu korkuya. Başka hiçbir yerde bu korkuyu hissedip hissetmediğini sorduğumda hayır sadece uçma düşüncesi bana bu duyguyu hissettiriyor dedi. Yaşanmış bir uçuş öyküsü olmadığı için bu korkusunun bir yerde öğrenilmiş olabileceğini hatırlattım ona. Etrafında herhangi birisinin anlattığı bir uçuş korkusu olup olmadığını sorduğumda aksine beni hiç kimse anlamıyor onlar çok rahat dedi. Bunu yaşayan kimseyi tanımıyorum bir tek rahmetli Kemal Sunal hariç dediğinde olay açılmaya başlamıştı. Kendisine Kemal Sunal’ın ölümüyle ilgili ne hissettiğini sorduğumda oda benim gibi çok korkarmış uçmaktan, korkudan ölmüş rahmetli adam dedi. Benim de sonum onun gibi olacak diye düşünüyorum. Hatta haberlerde izlerken ölüm haberini sanki o uçağın içinde bende varmışım gibi hissettim. Bir daha binersem kurtulamayacağım gibi geldi. Garip ama o an bunu yaşadım dedi. Evet, bazen kendimizi yaşanan olaylarda o kişilerin yerine veya olayın içine dahil edebiliriz. Zihnimizin bir anlıkta olsa o ortamı yaşamış hissetmesi bize bu korkuları getirebilir. Aynı burada olduğu gibi, o gün televizyonda ölüm haberini izlerken bir an aynı uçakta olduğunu ve aynı korkuyu yaşadığını hissetmiş olması Ayşe Hanıma uçak fobisini kazandırmıştı. Beraber o güne ait duygu ve düşüncelerini boşalttık daha sonra bir uçak yolculuğuna ait kafasında olabilecek olumsuz duygu ve düşünceleri sanki uçuştaymış gibi yaşatarak, boşaltınca Ayşe Hanım kendine geldi. Artık eşiyle tatile çıkmaya hazırdı.

  • Bu arada rahmetli Kemal Sunal’ın çok sevilen biri olması ve trajik ölümü nedeniyle basında çok yer almasının pek çok kişinin fobisinin kaynağı olmasına neden olduğunu, başka hastalarda da gözlemleme şansım oldu. Aynı şekilde izlenen uçak kazaları, Amerika’daki İkiz Kulelerin yıkılışı, uçak kazaları içeren film sahneleri de çok büyük yer kaplamaktadır.

 

KLOSTROFOBİ

“Burada kapalı kalacağım”, “çıkamayacağım”, “oksijen bitecek”, “nefes alamayacağım”, “boğularak öleceğim”, “sanki biran önce çıkmazsam, birazdan nefesim kesilecek gibi geliyor” diyordu Ali Bey. Bu korkusu tüm kapalı alanlarda onu rahatsız ediyordu. Öyleki her yer onun için potansiyel bir kapalı alan olmuştu. Asansörler, trenler, metrolar, uçaklar, kapalı odalar, seyahatler bile büyük problemdi. İzmir’den özel arabayla kış gününde tüm camları açık olarak gelmişti. “Bulunduğumuz alanı hep kontrol etmem gerekiyor, yoksa tüm bedenim alarma geçiyor” diyordu. Evde, ofiste tüm kapılar daima açıktı.

Ali Bey’in klostrofobisi vardı ve bu hayatının kalitesini düşürmüş hatta ele geçirmişti. Kendisini boş bir odaya alıp kapıyı kilitlediğim anda korkusunun gelmesi saniyeler almıştı. Yanına giderek, duygusunun içindeyken vuruş yaptığımda aynı hızla rahatlamıştı, çok hızlı cevap vermişti. Duygunun tamamen rahatlaması 5 dakika sürmemişti. Çok farklı hissediyordu, şaşkındı. Bu kadar kolay mıydı, geçmiş olamaz deyip duruyordu. Tekrar çıkıp, kapıyı kilitlediğimde hala iyi hissettiğini görmek şaşkına çevirmişti. Ali Bey’in bu hızla rahatlaması tabii ki mümkündü. Bazı kişilerde böyle dramatik düzelmeler olabiliyordu. Yine de çalışmamıza devam etmek istedim. Duyguyu yaratan sebeple de çalışıp, temizlemek sorunun kaynağını çözmek daima daha kalıcı sonuçlar veriyordu.

Daha sonra yaptığımız çalışmamızda Ali Bey’in 10 yaşlarında tehlikeli bir boğulma öyküsü olduğu, denizde şakalaşırken arkadaşlarının ayaklarından onu dibe çekmesi, bir türlü yüzeye çıkamaması, nefesinin yetmeyip su yutması ve boğuluyorum, çıkamayacağım, nefes alamayacağım duygusunu yaşamasını çalıştık. Bu duyguyu da boşalttığımızda Ali Bey mutluluktan uçarak evine döndü.

 

ASANSÖR FOBİSİ

Asansörde yaşananlar da klostrofobi benzeri duygulardır. Fobik kişiler asansörden çıkamayacağım, asansör bozulacak, kapı açılmayacak, havasız kalacağım, asansör düşecek, yaralanıp öleceğim gibi düşüncelerle panik yapıp kalp çarpıntısı, nefes alalamama, terleme yaşarlar. Panik çok yüksek olduğu için bağırmaya haykırmaya başlarlar. Biran önce çıkmak isterler, daha çok kapalı alan korkusu yaşayan kişilerde, beraberinde bu fobi de gelişebilir. Fobili kişilerde yaşanmış bir asansörde kalma veya bir yerde mahsur kalma öyküsü çoğunluktadır. Mahsun’da da böyleydi.

Mahsun 20’li yaşlardaydı. Uzun boylu iri yarı bir gençti. “Hiçbir şeyden çekmedim şu asansörlerden çektiğim kadar” diyerek esprili bir giriş yapmıştı. Gülüyordu ama bir gerginlik vardı gülüşünde. Biliyorum siz şimdi koca adam neyinden korkuyorsun diyeceksiniz. Zaten herkes dalga geçiyor benimle. Bende dalga geçiyorum kendimle, en son bir plazanın üst katında iş görüşmem vardı, adresi alınca gitmekten vazgeçtim. 17. kattaydı. Merdivenden yürüsem zaten yolda nefesim yorgunluktan çıkardı. Asansöre binsem korkudan kesilirdi. Gidemedim. herkes dalga geçti, napayım korkuyorum, ya çıkamazsam içinde kalırsam diye düşününce acayip tırsıyorum. Ağlamak istiyorum diyordu. N’olur sanki en fazla biraz beklerim, sonra nasılsa biri gelir, kurtarır beni biliyorum ama içine girince öyle hissetmiyorum. Beş dakika da kalsam çok zor olacak diye hissediyorum. Nefesim kesilecek gibi oluyor. Önceden böyle değildim bu yeni oldu dedi.

Mahsun’un yaşadığı asansörde kalma veya kapalı kalma gibi bir anısı yoktu. Seyrettiği veya okuduğu bir şeyde yaşadığı böyle bir duygu hatırlamıyordu. Sorgulamamıza rağmen bir şey çıkmamıştı. Duyguyu yaşaması için asansöre bindiğimizde rengi attı ve inmek istedi. Kendini iyi hissetmemişti. Sanki öldüm bile gibi geliyor dedi. Ölümden korkup korkmadığını sorduğumda, aslında korkmuyorum zannetmiştim ama geçen yıl babam kalp krizi geçirdi. Onu beklerken asansöre bir sedye ile bindim. İçinde ölen biri vardı. İlk kez o zaman korktum ölümden, ya bende ölürsem diye düşündüm, ölünce her şey bitecek kaçış yok, bir daha nefes alamayacağım diye düşündüm dedi. Evet, farketmeden olayı da hatırlamıştı. Asansörde hissettiği ölüm duygusu asansör korkusu olarak yerleşmişti bedenine. Artık sadece o ana gidip o duyguyu boşaltmak kalmıştı. Yarım saat sonra artık bu duygudan arınmış özgür bir Mahsun’du.

 

YÜKSEKLİK FOBİSİ

Yükseklik hissi veren, özellikle derinliğini hesaplayamadığımız mesafelerde hissedilen düşme korkusudur. Derinlik hissini bize yaşatan binaların yanından geçerken de benzer duygular yaşanabilir. Kişide düşme korkusu, yere çakılma, baş dönmesi, ayağının yerden kesilmesi, denge kaybı, mide bulantısı olabilir. En bariz duygu düşmek ve yere çakılma duygusudur. Ali’de de böyle olmuştu.

Ali 15 yaşındaydı. Bir süredir yüksekte olmaktan korkar olmuştu. Camlı asansörlere, yürüyen merdivenlere, korkuluklara, balkon ve yüksek pencerelere yanaşamıyordu. Önceleri anlamamış ve hasta olduğunu zannetmişti. Babasının da yüksek tansiyonu vardı. İlk aklına bende tansiyon hastası oldum diye gelmişti. Bir baş dönmesi ile birlikte korku hissediyordu. Sonra evlerinin balkonuna her çıktığında duygusu tekrarlayınca farkına vardı.

Son bir yıldır böyle olduğunu söylüyordu. Bir yıl önce Tatilya’ya gitmişlerdi. Küçük kardeşiyle hızlı trene binmişti. Orada tren yukarılara çıkıp, hızla giderken, yükseklik onu tedirgin etmiş çok korkmuştu. Ya trenden düşersem, yere çakılırsam, beynim parçalanırsa, ölürsem diye aklından geçirmişti. Yanında kardeşi olduğu için inememiş ve bir süre bu korkuyu yaşamak zorunda kalmıştı. O günden beri bu korkuyu yaşıyordu. Nasıl başladığını biliyordu ama geçmesini sağlayamıyordu. Yaptığımız çalışmada o güne ait duyguları temizlememize rağmen bir türlü rahatlamamıştı. Daha çok boşluğa düşmekten çok korktuğunu fark etmişti. Ona daha önce böyle bir duygu yaşayıp yaşamadığını sorduğumda, çok küçükken ağaçtan düştüğünü aslında o kısacık yüksekliğin düşerken ona kocaman bir boşluk gibi gelip çok korkuttuğunu hatırladı. O ana gidip boşalttığımızda aslında yükseklik korkusu da ortadan kalkmıştı.

 

SOSYAL FOBİLER

Sosyal fobiler kendini pek çok şekilde gösterebilir. Yıllardır sahne alan Ayşe Hanım hala sahnede olmaktan, gözlerin üzerinde olmasından, hata yapacak olmaktan, kötü duruma düşmekten, imajının bozulmasından ve birçok şeyden deli gibi korktuğunu söylüyordu. Her programında sahne öncesi mutlaka alkol alıyor, almazsa sesi titreyecek herkes anlayacak diye korkuyordu. İşini çok sevdiği için buna yıllardır katlanıyordu ama yıllar geçtikçe içtiği alkolün dozu yetmemeğe başlamış ve artırdıkça alkol bağımlılığı gelişmişti. Aslında alkol almayı hiç sevmiyordu ama almazsa öyle geriliyordu ki sahneye çıkması mümkün değildi, artık sağlığını da tehdit ediyordu. Dışarıdan bakıldığında sahneye çok yakışan ve çok güvenli görünen bu kişi aslında içinde güvensiz ve korkmuş bir kadını taşıyordu.

En çok neyden korktuğunu sorduğumda ise insanların gözünden düşmekten korktuğunu söylemişti. Böyle bir duyguyu ilk nerede hissetmiş olduğunu sorguladığımızda 7’inci sınıftayken çok güzel Türk müziği şarkıları söylediğini öğretmeninin her programa onu çıkardığını çok popüler olduğunu hatırladı. Bir gün müzik öğretmeni değişmişti. Yeni gelen müzik öğretmeni onun methini duymuş ve dinlemek istemişti. O gün pekiyi değildi. Öğretmenini çok sevdiği için ondan ayrılmak da üzmüştü onu. Önce söylemek istememiş öğretmeni ısrar edince söylemişti. Sesi çatallanmıştı. Öğretmeni bu kadar nazlanacak bir sesin de yokmuş abartmışlar seni deyince çok utanmıştı. Kıpkırmızı olmuş ve herkesin aynı düşündüğünü zannetmişti. O günden sonra şarkı söylemek insanların ona bakması hep huzursuz etmişti onu… O gün yaşadığı stresi boşalttığımızda ise Ayşe Hanım rahatlamış ve gevşemişti. Artık öyle hissetmiyorum, üzerimden sanki bir yük kalktı diyordu.

 

HAYVAN FOBİLERİ

Ne kadar sık olduğunun ve yaratığı sıkıntıların hayatları ne kadar yaşanmaz hale getirebildiğinin farkında bile değildim. Oysa benimde hayvanlara ait korkularım vardı ama hiçbir zaman yaşamımı etkileyecek boyuta gelmemişti. Onlarla iç içe yaşamak zorunda olmadığım için kontrol edilebilir bir boyuttaydı. Çalışmaya başladığımda gelen hastalarımdan bu fobinin hayatımızı ne kadar olumsuz etkileyebileceğini, şiddetinin adeta kişiyi ev hayatına mahkum edecek kadar yaşamdan izole edebileceğini bazı hastalarda evde dahi huzurlu bir ortamın kalmadığına şahit oldum. Aynı zamanda bu yöntemlerle ne kadar güzel ve hızlı sonuç alınabildiğini, nerdeyse %95 tek seansta fobilerin ortadan kalkabildiğini gördüm. Bu terapiler gerçekten harikalar yaratıyor bu hastalarda. Bazen sorunun kaynağını bulmak gerekse de çok büyük kısmı buna gerek kalmadan boşaltılabiliyor.

En çok kedi, köpek, kuş, böcek fobileri yaşanmakta iken bazen spesifik korkularda üretilebiliyor. Ben yılan fobilerinin çok olacağını düşünürken sadece birkaç vaka olması sanırım yaşam alanlarımızın bu hayvanlardan izole olmasından kaynaklanıyor. Oysa yaşadığımız şehir hayatında her yer kedi köpek kaynıyor, çoğu da sevgi ve ilgi ihtiyacı ile insanlara yakınlaşıyor. Aslında çok güzel olan bu durum, fobisi olan kişiler için kabus haline dönüşüyor. Yüzlerce hayvan fobisi çalıştım. Sizlere sorunun kaynağına inmem gereken vakalardan örnekler vereceğim ama inanın buna gerek kalan hasta sayısı çok az. İnatçı fobilerde ve hayvanlarla çalışmak istemeyen vakalarda ilk stresi yaratan olayı yakalamak gerekebiliyor sadece.

Hayvan fobilerinde aşırı bir korku hali olur. Durumun gerçekte var olmayan tehlikesi maksimum algılanır. Sadece hayvanın varlığı bunun için yeterlidir. Ağır vakalarda düşüncesi bile fobiyi başlatabilir. Kalp çarpması, titreme, terleme, anksiyete, bayılma gibi belirtiler görülebilir.

 

KÖPEK FOBİLERİ

En sık görülenidir. Ailemizde, çevremizde mutlaka rastlamışızdır. Bu kişiler köpeklerin olduğu ortamlardaki davranışlarla hemen kendilerini belli ederler. Gereksiz aşırı korku ve heyecan gösterirler. Korkularını yaşamaktan gergindirler ve başkaları tarafından anlaşılmıyor olmak onların tedirginliğini daha çok artırır. Bazen bu tarz yardım çalışmaları durumu içinden daha çıkılmaz hale getirir. Her şeyden önce kişinin kendini bu çalışmaya hazır hissetmesi gereklidir. Çünkü bu stres kişinin kendisi tarafından yaşanacaktır. Bununla yüzleşmek tamamen bir cesaret işidir. Başkasının kararına bırakılmamalıdır. Gelen her hastama bu uygulama için hazır hissedip hissetmediğini sorarım ve hazır olmasının önündeki engellerle çalışmayı ilk etapta daha uygun bulurum.

Belki de ilk hastalarımdandı Ayşe Hanım. Çok hoş orta yaşta bir hanımefendiydi. Şehir dışından geliyordu. Yakın zamanda kemoterapi aldığı için saçları dökülmüştü. Konuşmamıza başlarken önce hastalığı ile ilgili yardım almak istediğini düşünmüştüm. Oysa gördüğüm en cesur kişilerdendi. Çoktan durumunu kabullenmiş hastalığı ile barışmıştı. Bunu olağan bir durum olarak görerek gündeminden arka sıralara atma başarısını göstermişti ve bunu gerçekten başarmış gibi gözüküyordu. Kendine veya bir başkasına oynamıyordu. Kendisiyle birlikte tüm ailesi de bu süreci olabilecek en rahat şekilde atlatmışlardı. Her şey iyi gidiyordu artık hayatı daha çok seviyor ve kaçırdığı şeyleri yakalamak istiyordu. Bunlardan biri de köpek sevgisiydi.

Köpekleri çok sevse de hiç bir zaman onlara yanaşamamıştı. Çocukluğundan beri onlardan çok korkuyordu. Uzakta oldukları ya da bağlı oldukları zaman sorun yoktu ama serbestlerken ve yaklaştıklarında çok kötü hissediyordu. İki oğlu da üniversitede okuyorlardı. Bu süreçte annelerinin yanında olmuş desteklemişlerdi. Şimdi hayat normale dönmüştü. Onlar da evde köpek beslemeyi çok istiyorlardı. Yıllardır anneleri için bu isteklerini gerçekleştirememişlerdi. Ama şimdi başka bir eve taşınarak bunu yapmak istiyorlardı.

Ayşe hanım gülerek ben kendimi feda ediyorum. Artık ne olacaksa olsun. Oğullarımın benden uzaklaşmasını istemiyorum. Onlarla beraber bende

köpeklerle dost olmak yaşamak istiyorum diyordu.

Korkularımızın kaynağı bize özel olduğu gibi geçirdiğimiz stres anında neyden çok etkilendiysek korkumuzu o yönetmektedir. Neyinden korkuyorsunuz dediğimde tüm hastalar garip garip bakıp her şeyinden, varlığından gibi cümleler kurup böyle bir soru sorduğum için beni garipser önce, daha sonra farklılığı hissederler. Kimileri ısırmasından, kimileri üzerine atlamasından, patilerinden, kuyruğundan, tüylerinden, pençelerinden, bakışlarından veya bunların pek çoğundan beraber korkabilirler. Ayşe hanımın en çok korkusu “ya beni ısırırsa” yönündeydi. Kendisi köpekle çalışmayı istememişti. Geçmezse ikinci seansta deneriz diyordu. Yaptığımız çalışmada çocukluktan beri korktuğunun söyledi. Köpek ısırmasına yönelik bir olay yaşamadığını zaten bu korkusu yüzünden onlardan hep uzak durduğunu söyledi.  Çocukluğunda hatırladığı anısı babasının bacağındaki kopek ısırığı izleriydi. Babası köyde büyümüştü. Çocukluğunda köydeki vahşi köpeklerin saldırısına uğramış ve bacaklarında kocaman izler kalmıştı. Bunları anlattığı o anı hatırladı Ayşe Hanım. Sanki babamın anlattıkları gözlerimin önüne geldi ve bende yaşadım aynı şeyleri bacağımın sızladığını hissetmiştim o an dedi.

Evet, doğru anı yakalamıştık. O anlarına gidip yaşadığı stresi temizlediğimizde Ayşe Hanım çok rahatlamıştı. Beraber dışarı çıktık. Kapıda bekleyen köpeğe benimle yaklaşırken çok rahattı. Korkusunu atmıştı. Bu anı resmederek oğullarına gönderdi artık eve köpek almaya hazırım dedi.

 

Hayatın bize getirdiği güzelliklerin ve zorlukların, bir bütünün parçası olduğunu hiç unutmayalım. Hepsinin tevekküle karşılaması gerektiğinin olgunluğuna eren Ayşe Hanımı ve tüm Ayşe Hanımları sevgiyle anıyorum…

 

KEDİ FOBİSİ

Yaptığım çalışmalarda gördüğüm, kedi fobilerinin diğerlerine göre çok daha ağır seyrettiği yönünde. Fark etmediğimiz kadar çok kişi bu konuda rahatsız. Bazılarında hafif seyrederken bazılarında oldukça ağır seyrediyor. Özellikle yaşanmış stresin şiddeti ve süresi fobinin şiddetini de artırıyor. Yaşanmış kedi travmaları olabildiği gibi stresin kaynağı çok daha farklı olabiliyor. Cinsel travmalar bunlarda önemli yer tutuyor. Özellikle kedinin bakışları sinsiliği, ani hareketinden doğan korkuların altından bu tarz stresler çıkabiliyor.

Kedi fobilerinde genelde kedinin bakışları, tüyleri, kuyruğu, patisi, dokunması yanaşması, omurgası, kıvrak hareketleri, ani hareketleri, sinsiliği, tırmalaması, derisinin kayganlığı, peşinden gelme ihtimali, sırnaşması, kaburgalarından duyulan rahatsızlık ön plandadır.

Selma Hanım artık haftada bir bana uğrar olmuştu. Üniversite öğrencisiydi. Yaptığım işe gönül vermiş, bana çok iyi geldi herkes faydalansın diyerek gönüllü tanıtım yapıyor ve sürekli yeni bir hasta getiriyordu. Önce kardeşleri, sonra kaldığı yurttaki diğer arkadaşları…

Onunla tanışmamız mailleri yoluyla olmuştu. Kedi korkusu ile ilgili sürekli araştırdığını ve pek çok yöntemle çalıştığını artık çok yorgun olduğunu ama pes etmek istemediğini anlatıyordu. Yaptığım işi denemek istiyor ama hayal kırıklığına da uğramak istemiyordu. Pek çok hasta gibi önce sonuçlarından emin olmak istiyordu. Hepimizin istediği bir şeydi bu. Kesin sonuç almak bende doktor olarak bunu yaşamak istiyorum ama hiçbir hastaya maalesef bu konuda garanti veremiyorum çünkü bu işin bir matematiği yok. Sonuçlar çok yüz güldürücü olsa da her hasta kendine özeldir ve çalışılmadan sonuç hakkında öngörü yapmak doğru değildir. Yapılan çalışmanın etkinliği sadece yöntemle sınırlı değil kişinin olaya iştiraki çok daha önemlidir. Duygusuyla yüzleşmek istemeyen ve kaçınan bir kişide maalesef etkisi çok azalmaktadır. Düşünce bazında istemek kadar alta yatan travmanın şiddeti ile duygu bazında dirençler söz konusu olabilir. Yapılan tüm çalışmalara ve emeklere sonsuz saygım var. Bazen bir yöntemle alınamayan sonuçlar başka bir yöntemle kolaylıkla alınabilir. Her zaman denemeye ve araştırmaya devam etmeliyiz. Bir dert varsa hayatımızda mutlaka onun çaresi de etrafımızda bir yerlerdedir. Arayıp bulmak bizim önceliğimiz olmalı.

Evet, Selma Hanım ile yaptığımız mailleşmelerden sonra gelip denemeye karar vermişti. Artık burası son durak burada da olmazsa pes edeceğim diyordu. Ailesinde herkes kedilerden korkuyordu. Bu durumun genetik olabileceğini düşündüğünü ama bunu destekleyen bir çalışmada bulamadığını söylüyordu. Aslında aynı ailede çevrede yaşayan kişiler benzer çevresel faktörlerden etkilenmeleri bunu yaratabilir kolaylıkla. korkular paylaşılabilir duygulardır. Genetik olsa tüm korkuların doğumdan itibaren olması gerekirdi oysa çoğu kişinin korkmadığını hatırladığı çocukluk anıları vardır.

Selma hanıma kedilerin neyinden korktuğunu sorduğumda saymaya başladı. Kuyruğu, ani hareketi, yaklaşması gibi bunların bir kısmından sonradan korkmaya başlamıştı. Önce sadece tırmalaması şeklinde olan korkusu benzer korkuları dinlemesi, araştırması ile artmış artık her boyutu ile korkar olmuştu. Saymakla bitiremiyordu bu yüzden…

Belli bir duygu çıkaramadığı için direk kedi ile çalıştığımızda korkularına ait tüm duygu ve düşünceleri boşaltmamız 30 dakikamızı almıştı. Çıkarken kedi kucağında tüylerini okşuyordu. Bana dönüp geçti mi şimdi korkum diye sordu. Tüm hastalarda bu tarz sorularla karşılaşıyorum. Duygu kalmasa da buna inanma, deneme ve öğrenme için bir süre geçmesi gerekiyor. Bu süre test edilmeden emin olunamıyor. Kucağında taşısa ve korkmasa dahi. Ona rahat olmasını artık bu işin bittiğini söylediğimde gözleri parladı ve eğer öyleyse çok görüşeceğiz sizinle benim sonucumu bekleyen onlarca kişi var diyerek gitmişti. Evet, Selma Hanımla olan sıkı beraberliğimiz bu şekilde başlamıştı.

 

Paylaş

Önerilen Yazılar