Depresyondan kurtulabilirsin

Depresyondan kurtulabilirsin

Kendini affedip, depresyondan çıktı!

İçinden çıkamadığımız derin mutsuzluk, yaşanan her şeyi olumsuz görme hali olarak açıklayabileceğimiz depresyon, artık çağımızın en çok bilinen hastalığı durumundadır. En çok reçete edilen ilaçların başında antidepresanlar gelmektedir. Yaşamın çekilmez bir yük halini alması, gücümüzün artık bunu taşımaya yetmemesi, bedenimizin sinyal vermesiyle kendini belli eder bize. Hepimizin bildiği duygulardır. Yaşam herkes için aynı zorluktadır. Sebepler değişse de zorluklar herkes için vardır. Önemli olan yaşadıklarımıza dayanma gücümüzün olmasıdır. Depresyonda tükenmiş gibi hissedilen bu gücümüz, yani enerjimizdir. Bitmiş hissederiz. Gücümüz kalmamıştır hiçbir şeye. Bir daha hiçbir şey iyi olmayacakmış gibi yaşarız.

Mutluluk yaşama yayılan iç huzurudur! Ilık bir şelaledir; akarken bir hoş olduğu içimizin.

Gül Hanım yaşamak istemiyordu. Hayat bana çok ağır geliyor, bir daha mutlu olamayacağım, seveceğim birine rastlamayacağım, rastlasam da hak etmiyorum, hayatım hep üzüntüyle geçecek, yaşamak istemiyorum diye gelmişti bana. Aslında gelmek istememiş, ablası zorla getirmişti. Yaşananları hiç kimse değiştiremez, yaşadıklarım çok ağır geliyor diyordu. 20’li yaşların sonlarındaydı. Aşırı zayıflıktan derisinin altındaki kasları seçiliyordu. Gözlerinin altı gri bir derinlik içindeydi. Etrafına yoğun bir nikotin kokusu saçıyordu. Uyuyamadığını, iştahının hiç olmadığını söylemişti ablası. Annesiyle beraber yaşıyordu. Annem olmasa çoktan yaşamaktan vazgeçerdim diyecek kadar mutsuzdu. Ne kadar zamandır böyle hissettiğini sorduğumda, “O uğursuz günden beri böyleyim” diye cevap verdi.

Anlatmaya başladı. 1 yıl önce düğün günümde eşimi kaybettim. Benim yüzümden öldü. Onunla birlikte bende öldüm. Artık aldığım her nefeste, onu kaybettiğim için acı çekiyorum. Bir daha hiç mutlu olamayacağım diyordu. Hayattan mutluluğu tamamen çıkardığımızda, geriye gerçekten dayanılmaz bir süreç kalır. Gül Hanım kendini bu sürece mahkum etmişti. Ne yaşadığını anlatmasını istediğimde, “Aslında hatırlamak bile istemiyorum o uğursuz günü. Keşke hiç yaşanmasaydı. O gece çok huzursuz uyumuştum. Kalktığımda gergin ve mutsuzdum. Düğün heyecanına vermiştim her şeyi. Eşimse aksine çok rahat gözüküyordu. Sadece onun bu haline sinir olduğum için düğün arabasının süslenmesini beğenmeyip eşimi tekrar süsletmesi için gönderdim…” Aradan saatler geçip eşi dönmeyince içine bir yangın düşmüş Gül Hanımın.   Gelen kaza haberi üzerine yıkılmış.

“Sanki yaşam benim için orda son buldu. Eşim benim yüzümden ölmüştü. Ben onu göndermesem o kaza olmayacak, ölmeyecekti” diye hayata ve kendine küsmüş. Yaşadığı üzüntünün yarattığı stres, Gül Hanımda depresyona sebep olmuş, kendisine karşı olan kızgınlığı bu durumdan çıkması için çaba harcamasını engellemişti. Çünkü bu durumdan kendini suçluyor ve bir şekilde cezalandırıyordu. O güne gidip, orda yaşadığı duyguları ve stresi boşaltıp Ayşe Hanımı rahatlattık. Eşiyle yüzleştirerek ondan af dilediğinde çok rahatlamıştı. Artık olanları kabullenmiş ve kendini, kaderini affetmişti. Yaşama dönmeye karar vermiş, yaşasa eşinin de onu çoktan affedip hayatını yaşamasını isteyeceğini hissetmişti.

 

Paylaş

Önerilen Yazılar